İnsan yalnız yüreğiyle doğruyu görebilir. (Küçük Prens)

Hüseyin adında bir arkadaşım vardı. Bir hukuk bürosunda çalışıyordu. Pırıl pırıl bir insandı. Bazen dertleşirdik, hasbihal ederdik. Bana bir sevdiğinin olduğunu söylemişti ve ondan çok çektiğini anlatmıştı. Verdiği emeğin karşılığını alamadığını ve mütemadiyen üzüntüyle yaşadığını söylemişti. 

Aradan kısa bir süre sonra Hüseyin ipi boğazına geçirip intihar etti. Çok üzülmüştüm. Pırıl pırıl bir insanı üzdükleri için ve bize kaybettirdikleri için üzüldüm. Sonra düşündüm Hüseyin'e bu kararı verdirten şey neydi? O hayırsızın sadakatsizliği, nankörlüğü müydü? Yahut ayrılık kapısından doğan yalnızlık mıydı? Daha belirgin olan aslında yalnızlık. Çünkü şunu fark ettim. Yaş ilerledikçe insan herşeyi kaldırıyor ama yalnız bırakılmayı kaldıramıyor. O yüzden geleceğini ön gören bir insan bence yeterince acı çekmeden aşkı nefrete dönüştürebilmeli, o acıyı alıp bağrından zorla da olsa koparıp atmalıdır. 

Onu bu kadar bana sevdiren şey ne? Cahilliği mi, tabuları mı, sığ düşünceleri mi? İki tutam saçla örtülü beyni mi? Ortasından parmak geçmeyen kaşları mı.. Bedenine fazla gelen beyinden büyük, bel ile bacaklar arasındaki şişkinliği mi? Haseti mi.. yoksa bir çocuğa gebeliğinden sonra perte çıkacak ruh hali mi? Asla mutlu edemeyecek sadakatsizliği, vefasızlığı mı yoksa emeği baltalayacak nankörlüğü mü? Hayal kırıklığı ve hüsranla neticelenecek ihaneti mi? 

İnan ki bilmiyorum. Bildiğim tek şey; biraz nefret aşktan ve acıdan yeğdir. 





masumane

0 yorum: