Ankara Haymana Devecipınarı köyünün kuzeyinde yer alan Mangal Dağı doğu-batı istikametinde uzanan ve bütün çevreye hakim 1436 metre yüksekliğinde ve 5-6 km uzunluğunda heybetli ve sarp bir dağdır.

Bu özelliklerinden dolayı Mangal Dağı, 23 Ağustos – 13 Eylül 1921 tarihleri arasında 22 gün 22 gece devam eden ve dünyada eşi benzeri görülmemiş bir savaş olan Sakarya Meydan Muharebesi’nde önemli rol oynamıştır. Burası Batı emperyalizminin 1071’den bu yana Anadolu’da gelebildiği doğudaki en uç noktadır.






Mangal Dağı'nın olduğu yerde Kurtuluş Savaşı başlamıştır. Buradan düşman Polatlı Eskişehir ve İzmir'e kadar kovalanmıştır.

18 Ağustos’tan sonra Sakarya nehrini güneyden geçen yunanlılar, Haymana genel doğusunda kuşatma yapmak amacı ile Sivrihisar’dan itibaren güneye çark etmeye başladı. Bu hareket, Yunan Ordularını hedefinden gittikçe uzaklaştırıyor ve güneye kaydıkça kendileri için gittikçe güçleşen ve Türk kuvvetlerinin hareket ve manevrasına tabii kalan durumlar içerisine sokuyordu.

Yunanlılar böylece Sakarya nehrinin kuzey-güney doğrultusundaki bölgede zayıf kuvvetler bırakarak güneye doğru hareketine devam etti. 21 Ağustos’ta Sakarya güney kolu üzerindeki Hacı Hüseyin ve Fettahoğlu köprülerinden Sakarya’yı geçtiler ve Mangaldağı genel doğrultusunda ilerlemeye başladılar.


23 Ağustos günü Türk istiklal savaşı tarihine Mangaldağı muharebeleri olarak geçmiştir. Mangaldağı, Sakarya dirseğinin 40 km.kadar doğusunda Haymana’nın 25 km. güneyinde ana savunma çizgisine göre ileriye doğru çıkıntı yapan tek başına bir mevzii durumundaydı. Bu özelliği güneye karşı görüş ve ateş üstünlüğünün fazlalığıydı. Temürözü deresi boyunca ilerleyecek bir düşman kuvveti, Türbe Tepe ve Mangaldağı arasına kolaylıkla girebilir. Fakat Mangaldağı’nın egemenliği altında derinliklere doğru ilerleyişini sürdüremezdi Yunanlıların Mangaldağı’nı ele geçirmeden etkili bir kuşatma yapmaları olanaksızdı.

Mevzide, arazinin kayalık ve sarp oluşundan, iki üç günlük zaman olmasına rağmen, birçok yerlerde boy çukuru bile kazılamamış;ancak dağın güneye bakan yamaçlarında grup grup siperler kazılabilmiş, kuzeye bakan yamaçlarında ise ihtiyatlar için çok basit ve az sayıda sığınak ve siperler yapılabilmişti. Dağın tepe gölgesinde ise hiçbir tahkimat yapılmamıştı.




Kuvâyi Milliye Destanı (Büyük Taarruz)
Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır
Ne ağaç, ne kuş sesi, ne toprak kokusu vardır.
Gündüz güneşin, gece yıldızların altında kayalardır.
……
Kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi
Okşayarak gülümseyen bıyığını seyrediyordu Kocatepe’den
Dünyanın en yıldızlı karanlığını.
Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
Şayak kalpaklı adam nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
Güzel ve rahat günlere inanıyordu
Ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
Birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar: ‘üç’ dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu.
Bıraksalar İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak
Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovasına atlıyacaktı.
…….
Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü
Ve şu türküyü duydu.
‘Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
Bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
Yok edin insanın insana kulluğunu bu davet bizim…
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşcesine, bu hasret bizim..’

Nazım Hikmet



masumane

0 yorum: