Marjane Satrapi’nin otobiyografik eseri Persepolis çizgi romanından uyarlanmış bir nevi belgesel niteliği taşıyan animasyon filmi 2007’de gösterime girmişti.
Satrapi’nin, bugünden geçmişine doğru seyir izleyen kurgusunda tarihsel süreci daha iyi yansıtma adına çizimler, günümüze odaklı sahnelerde renkli iken geçmişteki sahnelerde siyah-beyaz olarak ele alınmış.

Film, 1970’lerin İran’ını, devrim öncesi ve sonrasında değişen hayatları Satrapi’nin gözüyle bize aktarıyor. Animasyonu, eserin müellifi (aslında eserleri demek daha yerinde olur. İki eser mevcut, bir çocukluk dönemini konu alan bir de gençlik dönemini konu alan, bu iki kitap birleşerek filmi vücuda getiriyor) Marjane Satrapi ile Vincent Paronnaud senaryolaştırıp yönetmişler. Satrapi’nin sade üslubu ve karmaşık görünen olayları pratikleştirerek izleyiciyle buluşturması izleyici ve eleştirmenlerde olumlu görüşlerin oluşmasındaki en önemli etken. Ayrıca çizgi romandan sinemaya aktarılırken animasyonun tercih edilmesi çok yerinde bir karar olmuş. Eğer animasyon değil de film olarak aktarılsaydı; filmde yer alacak oyuncuların izleyiciye aynı duyguları yansıtabileceğini sanmıyorum. Zaten çizgi romandaki çizimlerin animasyona aktarımının daha pratik olmasıyla okuyucularda karakter-oyuncu seçimi üzerine oluşabilecek tatminsizliğin önüne de geçilmiş olunuyor.  Film, 2007 Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü kazanmış Akademi Ödülleri’nde de En İyi Animasyon Film dalında aday gösterilmiş.


Film Cannes Film Festival’inde gösterime girmeden önce İran hükümeti tarafından yayınlanmaması için girişimlerde bulunulmuş, aynı girişim “Film Ekimi”nde Türkiye’nin İran konsolosluğu tarafından bulunulmuş tüm bunlara rağmen film gösterime alınmış ve “2007 Film Ekimi”nde biletleri tükenen ilk film olmuştur. Film, İran’da hala yasaklı filmler listesinde bulunmaktadır.

Filmin konusunu ele alırsak, Şah rejiminin baskısı İran’da bulunan bütün gruplarca hissedilmekte, halk Şah’a karşı protestolar yapmaktadır. Kahramanımız Marji, henüz 9 yaşındadır ve dünyaya meraklı bir çocuğun gözüyle bakmaktadır. Okuldaki öğretmeninin Şah’ın tanrı tarafından yeryüzüne gönderildiği yönünde rejim yanlısı söylemi, Marji’nin, ailesinin rejim karşıtı söylemleri dile getirirken Şah’ı savunmasına neden olur. Babasının bunun yanlış olduğunu anlatması ve amcasının hayat hikâyesini öğrenmesiyle ise Marji, Şah karşıtı aşırı bir fanatiğe dönüşecektir. Devrim gerçekleşir, siyasi tutuklular salınır. Seçim yapılır ve %99’luk bir oranla İslamcılar galip gelir. Bu noktadan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz İran’da. Marji’nin ailesinin, yakın akrabalarının Kajer hanedanlığına mensup olmaları ve siyasi görüşlerinin de solculuğa yatkın olması nedeniyle her iki rejim döneminde sıkıntılı süreçler yaşarlar.

İslam devrimi, varlığı için tehlikeli bulduğu karşı devrimcileri, düşünce suçluları adı altında bir bir hapishanede toplar. Halkın yaşamı da değişmiştir artık. Özellikle kadınlar ve kızlar üzerinde erkek egemen baskının kurulduğu, her alanda özgürlüklerin kaldırıldığı bir ortam oluşmuştur. Baskılar, toplumun bazı kesimlerinin yasakları delip gizli partilerde buluşmalarına neden olur. Bir bıçak darbesiyle koparılan geçmişin, alınan özgürlüklerin şoku atlatılamamışken Irak’ın saldırısına uğrar ülke. Devrimi koruma adına orduda yapılan büyük temizlik, İran ordusunu zayıf düşürmüştür. 8 yıl süren savaş, 1 milyon ölü… Bu süre zarfında savaşın olumsuz sonuçlanabilmesinden ve karşı devrimcilerin ülkede devrim yapmasından korkan İslam devrimi, hapishanedeki düşünce suçlularını savundukları fikirlerden vazgeçmeleri halinde ömür boyu hapis, düşüncelerinden vazgeçmemeleri halinde ise idam cezasına tabi tutmuştur. Devrimden sonra İran büyük bir yıkıntı yaşamıştır.

Bu süre zarfında Marje’nin okuldaki öğretmeni de rejim değişikliğiyle beraber yeni rejim döneminde düşüncenin daha hür olduğu, insanların istediklerini daha serbestçe ve korkmadan yapabildiklerine dair söylemlerde bulunarak Şah döneminden İslam devrimine geçişini de tamamlamış oluyordu. Marje’nin buna Şah döneminde 3.000 siyasi tutuklu varken şimdi 300,000 tutuklu var demesi, özgürlüğüne düşkün Marje’nin artık İran’da eğitimine ve yaşamına devam edemeyeceğinin somut örneğidir. Ailesi bu olaydan sonra 14 yaşına giren Marje’yi Viyana’ya gönderir.

İran’da siyasi bir çocukluğun yerini Viyana’da aşk maceralarının olduğu gençlik dönemi alır. Bu süre zarfında çeşitli ortamlara girer. İran’da yaşadığı yabancılığı bu sefer Avrupa’da yaşar. Kendisine sorulan nerelisin sorusuna Fransız’ım diyecek kadar kendine yabancılaşmıştır. O, bu halde arafta kalmış gibidir. Memleket hasreti ile ülkesine döner. Boşluktadır. Bir gün  Eye of the tiger müziği eşliğinde kendine gelir. Sanat okuluna yazılır.

İran’da savaş bitmiştir. Fakat baskı giderek artmaktadır. Marje 90’lı yılları şu şekilde dile getirir; “90’lı yılların başında büyük ideallerin zamanı bitmişti. Devrimden sonra, devlet o kadar çok öğrenciyi hapsetmişti ki politika hakkında konuşmaya cesaret edemiyorduk.” Tabi bu Marje için tam anlamıyla geçerli değildir. O, hakkını savunan münevver bir kişiliktir. Üniversitede kadınların bir tarafta ve erkeklerin diğer tarafta toplandığı bir amfide şu diyaloglar geçer:

Kürsüdeki erkek konuşmacı, “Kafamıza göre hareket etmeye müsamaha gösteremeyiz. Devrim çiçekleri şehitlerin kanlarıyla tomurcuklanıyor. Uygunsuz bir davranışta bulunmak, bize canını veren şehitleri çiğnemektir. Ayrıca, buradaki hanımefendilerden ricam daha sıkı pantolon ve daha uzun peçeler giymeleridir. Saçlarını tamamen örtmeli ve makyaj yapmamalılar.

Sorusu olan? Soru yoksa toplantı bitmiştir. Evet?”
Marje, “Peçelerimizin kısa, pantolonlarımızın uygunsuz olduğunu söylediniz. Makyaj yaptığımızı falan filan… Benim zamanımın çoğu atölyede geçiyor. Resim yapabilmek için rahat hareket edebilmeliyim. Daha uzun bir peçeyle daha da zor olacaktır. Şikâyet ettiğiniz bol pantolonlarımızsa vücut hatlarımızı gizliyor. Bu pantolonların moda olduğu bilinirken sorum şöyle: Din bizim fiziksel bütünlüğümüze mi yoksa sadece modaya mı karşı? Bizimle ilgili eleştiriden kaçınmıyorsunuz. Kardeşlerimize bir bakın (diğer taraftaki erkekleri gösteriyor). Farklı kıyafetler ve farklı saçlarıyla. Gün oluyor, giydikleri kıyafetlerden iç çamaşırları rahatlıkla görülüyor. Nasıl oluyor da benim, bir kadın olarak bu beyefendilere baktığımda bir şey hissetmem yasak oluyor, ama onlar bizim kısa peçelerimize bakıp heyecanlanabiliyorlar?”

Buradan devrimin toplumda yarattığı baskıya özgürlüğünü savunan bir kadının tepkisini açıkça görüyoruz. Bunu filmin vermek istediği mesaja tam anlamıyla uyan bir diyalog olduğu için vermek istedim.

Marje, Rıza ile el ele tutuştuğu için polislerce gözaltına alınır. Ailesi ya para cezasını ödeyecektir ya da Marje kırbaç cezasına çarptırılacaktır.  Babası para cezasını öder ve kızına “annenle 15 yaşında el ele tutuşup yürürdük”. Bu olaydan sonra sevgilisi Rıza ile evlenir Marje, 21yaşındadır. Başarısız bir evliliktir bu. Boşanmak ister ama toplumun baskısı, boşanan kadınlara “orospu” gözüyle bakması, erkek egemen bir toplulukta -devrimle beraber- ülkenin geldiği durumu özetler niteliktedir.

Marje boşanır. Annesi, “özgür olduğun için İran’dan gitmeni istiyorum. İlelebet gidiyorsun. Özgür bir kadınsın. Günümüz İran’ı sana göre değil. Geri dönmeni yasaklıyorum”, der.

Film, zihinden silinmeyecek acı geçmişe rağmen umudunu kaybetmeyen Marje’nin Fransa’ya gitmesiyle sonlanır.

Film, daha basit ve küçük olay örgüleriyle devrimden sonraki İran’a, değişen yaşam ve düşünce yapısına adeta ayna tutuyor. Filmi izlerken Türkiye ile olan benzerlikleri ve uçurumları çok net bir şekilde görebiliyorsunuz. Avrupa’da yabancılaşma durumu tıpkı bizdeki Tanzimat döneminde kimliğini kaybeden Türk insanını yansıtıyor. İran, Türkiye’nin izinden giderken devrimle beraber adeta orta çağ karanlığına dönmüş portesiyle gözümüzün önüne geliyor. Günümüz İran’ını yorumlamak istiyorsanız Persepolis tam da buna cevap veriyor.

Şunu da belirtmeden geçmeyeyim. Filmde Batı müdahaleleri bazen yüzeysel bazen de apaçık verilmesine karşılık, kitaplarında bu konu daha ayrıntılı, derinlemesine ele alınıyor.


Filmin notları

İmdb: 8/10

Rotten Tomatoes: 8.2

Kaynak: Bilirkisiheyeti




masumane

0 yorum: