Ahmed Arif; yokluğun, hasretin, sevdanın, umudun şairi. Anadolu'nun bağrından kopan, şiirinde çarpık düzeni, sömürüyü, kavgayı ustaca işlemiş bir yürek emekçisi.

Rıfat Ilgaz, Cemal Sürreya, Cahit Külebi, Yaşar Kemal, Sait Faik gibi ustaların yakın arkadaşı. Cemal Süreyya onu ve şiirlerini "Dağları söylüyor, uyrukluk tanımayan, yaşsız dağları, asi dağları. Uzun ve tek bir ağıt gibidir onun şiiri. Daha deniz görmemiş çocuklara adanmıştır." cümlesiyle tanımlar.

Toplumcu gerçekçi bir şair olan Ahmet Arif, şiirlerinde hep kendi tarzını kullandı. Özgün ve çağdaşça; ezilen, hor görülen, dövülen mazlumun sesi oldu. Onun sesi, zaman zaman yüreğimizin en derinlerine işledi, zaman zaman göz pınarlarımızın en dibine aktı. Dilimize tercüman olarak, bu köhne düzeni en iyi o anlatabildi. 33 masum köylünün katledilişini, tarih yazdı, Ahmed Arif 33 Kurşun'la perçinleştirdi, bu vahim katliamı tarihin silinmeyen belleğine kazıdı.


"Kaç leylim bahar, Hasretinden prangalar eskittim. ...Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır/ Üşüyorum, kapama gözlerini." diyor Ahmed Arif.  Bu satırlardan herkes kendine bir pay çıkardı. Ahmed Arif, bunu gerçekçi hislerle yazmıştı. Usta şairin kapanmasını istemediği gözlerin, Leyla Erbil'e ait olduğunu yıllar sonra ifşa olan 60 mektupdan anlayabildik. 1954-57 ve son olarak 77 yılında yazmış olduğu bir mektup Leyla Erbil'in vefatından sonra kitap haline getirildi. 

Kütüphaneme yeni kazandırdığım kitaplardan olan "Leylim Leylim" kitabını duygusuz bir lahzada olmama rağmen, içtenlikle okudum. Söz konusu Ahmed Arif olunca,  karışık bir haletiruhiye de olsa okur insan. Çünkü bu mektuplar sıradan değiller. Alışmışlığın dışında, sıradışı bir ilişkinin emareleri bunlar. Türk filmlerinde veyahut gündelik hayatta karşılaştığımız, aşıkların ergen ruhuyla yazmış oldukları 'canımlı, cicimli' gibi sözlerle yazılmış ve bu mektuplarla gönderilen 'güller, süslü püslü hediyeler' dışında kalıyor Leylim Leylim mektupları. Ahmed Arif, mutat aşıklar gibi davranıp, Leyla'ya gül, süslü püslü hediyeler göndermemiş, zaman zaman okunması gereken bir dergi, bir kitap, kırk yıllık hatrı kalsın diye bir kahve göndermiştir, Diyarbekir'den, Ankara'ya.. 


Onun Leyla'ya hitabı canımlı, cicimli değil. Onun hitabında Leyla "Yarı canım, Nazlım, Merhametsiz ömrüm, Zalım Leyla" idi. '..Nicesin, yaz bana gülüm / ..Ne güzel kızsın sen! Ne yiğit dost /..Nicesin dilemın /..Ben senin mecburunum - başkaca yokum / ..tamamla beni. Şiirimde olsun tamamla" diyor Ahmed Arif ve Leyla tamamlıyordu şiiri. Ahmed Arif'in duyduğu sevgi; karşılık beklemeyen, saf ve temiz bir sevgi ki, “İncil gibi, Tevrat gibisin Leylim. Hilesiz, arı ve duru.” benzeri cümlelerle Leyla'yı kutsal ögelerle eşdeğer görüyor. Şiirlerinde okuduğumuz "...Maviye, maviye çalar gözlerin, yangın mavisine/...de be aslan karam, de yiğit karam/...oy sevmişem ben seni" sözleri Leyla'ya idi.


Sözüm ona yeni jenerasyon aşıklar yiğitliği, sevdayı, erdemi, arı Ahmed Arif'den öğrenmeli. Saf, abartısız bir dille mektup yazmayı;
sevdayı böyle içten, samimi bir şekilde, sabırla ve ustaca yaşayan usta şairden öğrenmeli. Platonik bir aşk mı, yoksa ihtiraslı bir sevda mı bilmiyorum ama şairin bu vazgeçmeyen tutkusu dillere destan ve imrenilecek bir durum.  Mektupların yazıldığı tarihler, iki yazarın da tanınmışlığının orta dönemleri gibi. Düşünüyorum da Leyla Erbil şayet Ahmed Arif'in böyle ün salacağını bilseydi, belki de farklı bir cevap verirdi. Ama yine de o dönemde Ahmed Arif'in muteber kişiliğini anlamış olmasından gerek, mektuplarına dostluk bağlamında, samimi bir şekilde cevap vermiş anlaşılan. 


Ahmed Arif, mektuplarında sadece sevdasını yazmamış, aynı zamanda siyasi baskılardan sitemini, sürgünlerini, yayın dünyasının otosansürünü de dile getirmiştir. Ahmed Arif, bir şiir kitabı yazdı. İsmi ve şiirleri bin yazıldı, bin okundu. Bu yüzden Ahmed Arif hem okunması gereken, hem de yazılması gereken şairdir. Ayrıca lirik ve epik şiir tekniğini kullandığından, kendi tarzını benimsemiş olmasından da özlenen benzersiz bir şairdir.

» Kitapdan pasajlar
- Kitabın arka kapağından...
"Sabah gözlerimi sana açarım.
Akşam, uykularımı senden alırım. Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade başdönmesini bulurum. Böyleyken gene de şükretmem halime, hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmezki seni usandırır, sana gına getiririm. Sana dert, sana ağırlık sana sıkıntı olurum. Nemsin be? Sevgili, dost, yâr, arkadaş… hepsi. En çok da en ilk de Leylâsın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum. Üşüyorum kapama gözlerini…
"

- Kitabın bir mektubundan...
"15 Mayıs 1954 Ankara
Leylâ, Canım,
Kayb, berbat ve sessizim... Sessiz ve dolu: Allahtan ki sen varsın. Yoksa halim korkunçtu. Burası bir köy! Yakınlarımın bütün ısrar ve gayretine rağmen, hemen anneme gideceğim. Pazartesiye trendeyim. Eve gidince senin mektubunu bulmalıyım. Anneme ilk sorum o olacak zaten. Sen nasılsın ömrüm? Son telefonda canını sıktım mı? Ben artık annenden korkmuyorum. Aksine onu, kendi annemmiş gibi seviyorum. Buna ne dersin? Hınca hınç mısra doluyum. Kara ve yeşil fon, hepsinde hâkim. Biraz kendime geleyim, mendillerine, bluzlarına, yastığına mısralar serpeyim. Ha? Fotoğrafındaki “halbuki...”yi hâlâ anlayabilmiş değilim. Anlatır mısın? Bütün bunlar, beyhude biliyorum. Şaheser olan, benim uçakla oraya gelebilmemdir. Allah kahretsin, bu hastalık, bu rezaletler ve bu aile mecburiyetleri... Ne yapsam? Gözlerinden öperim canım. En çok da burnundan. Gülme, ciddi söylüyorum. Yarı parçan
"

- Altı çizilenler..
"canım benim,
bilir misin, 'canım' dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep."

"evrenin seninle ilgili olmayan hiçbir neni beni sarmıyor zaten."

"küçüğüm, sevgilim, imzası martıdan sıcak, uçan uzak martılardan daha sevimli, imzası uçan kuş, kendisi insan sevgilim."

"ah bir sorsalar da seni anlatsam... ah bu rezil dünya seni tanısa, seni öğrense, seni anlasa..."

"sevgimi herkese dağıt diyorsun. hiç kimseye dağıtamam! gözlerinden vazgeçilmez ömrüm."

"ama bilirsin, senin için yapamayacağım (hiç olmazsa canımı veririm ya) bir şey yoktur."

"yalnızlığımı bir dolduruyorsun ki sana mı, seni yaratana mı teşekkür edeyim bilmiyorum."

"hatırlıyor musun, yüzünü aklımda tutamıycam diye korktuğumu söylemiştim bir kere. halbuki nasıl yanılmışım! hasta hafızama çakılmışsın adeta"


_______________________________
- Ahmed Arif 87 yaşında.. (21 Nisan 1927)
- ABD'li yazar Ernest Hemingway'ın, hollywood yıldızı Marlene Dietrich'e
karşı ilgisini, sevgisini erotik bir şekilde yazdığı mektuplar, 54 bin dolarla (107 bin TL) ye satışa çıkarılmış. Mektup 28 Ağustos 1955'te yazılmış. Yazarın yazdığı mektubun tarihi Ahmed Arif'in yazdığı mektuplarla aynı. E.Hemingway 1961 yılında intihar etti. Ahmed Arif ise 2 Haziran 1991 yılında Ankara'da yalnız yaşadığı evde kalp krizi geçirerek vefat etti. E.Hemingway'ın erotizm içerikli mektupları milyarlara satılıyor. Bizim Ahmed Arif'in duygu ve samimiyet dolu mektupları ise korsancıların elinde kol geziyor. Açık artırma falan yok. Sahafçılarda cüzi bir pahaya  satılıyor. Bu işin ironisi tabi, orjinali de cüzi bir fiyata, muhakkak orjinalini alın.


masumane

0 yorum: