Muharrem 3 yaşında(ydı), Van-Gürpınar Yalınca Köyü'nün Çeli Mezrası'nda yaşayan 7 kişilik bir ailenin çocuğu. Yüksek ateşten bahisle rahatsızlanır, yolların karla kapalı olması nedeniyle ailesi ilk olarak acil sağlık görevlilerini arar yardım ister, umutla 7 saat beklerler fakat sağlık ekipleri gelmez, çocuk daha fazla dayanamayıp ölür. 

Babası cesedini bir çuvala koyup, kardan örtülü olmayan bir mezarlığa gömmek üzere, mezradan köye getirmek için 16 km yol yürür, köye varınca da bir araca bindirilip, hastanede otopsisi yapıldıktan sonra cesedi Van'da Şabaniye mezarlığında gömülür. Yapılan otopside de zatüreden öldüğü belirtilir. Geriye de zihinlerde babası sırtındaki çuvalın karesi kalır.

Yürek burkan bir hadise. Bu tür ölümlere yabancı değiliz, her kış mevsiminde bir fukaranın böyle acı havadisini işitiriz. Burda vicdanları sızlatan o fotoğraf karesi oldu. O kareyi görünce yine duygusallığım tuttu ve kendimi bu hayata karşı çok mahcup hissetim.  Her ne kadar hepimiz lüksümüzde galebe çalsak da, bu kareyi görünce birden tüm sevinçlerin, kahkahaların, mutlulukların anlamsızlığını, bu tür ölümlerin üzerimizdeki sorumluluğunu hüzünle hissettim.

Ve anladım ki, o fotoğraf karesinde sadece Muharrem'in cesedi taşınmıyordu, o ailenin-o mezranın tüm ıstırabı taşınıyordu, bu ülkenin yoksulluğu-21. yüzyılın 3. dünya ülkesi, basiretsiz bir mülkiye, kusuru hizmetinden büyük bir idare taşınıyordu. Bu memlekette her çocuk bu köhne düzenden nasibini alıyor. Muharrem'de aldı. 




Şimdi geriye ne kaldı? Beyaz bir tilizin içinde cansız bir bedenin karesi. İnsanı derinden etkileyen utanç tablosu. Şuan tüm sosyal medyada, bloglarda paylaşılıyor; vicdanlı bir sesin sitem sözleriyle, köhne düzene küfrüyle ya da kiniyle. En fazla yarın sabah veya ertesinde unutulacak biliyorsunuz. Bize kalan; böyle fotoğraf karelerini duygu malzemesi yaptığı için yaşadığımız coğrafyayla iftihar etmek (utançla).


masumane

0 yorum: